Ismail Cem`in anisina

TASINDIM!!


. www.istanbulvenedik.blogspot.com


Bu sayfayi okuyamayanlar oldugu icin yeni bir sayfa yapmaya calisiyorum. Yeni sayfa yapmamin nedeni bu blogun renklerini de seklini de onu bozamayacak kadar cok sevmem.... Aslinda yenisine de o kadar kolay alisacagimi sanmiyorum...

Yalniz yenisini yapmis olsam da degisiklikler biraz zaman istiyor...
Tekrar gorusmek uzere...
B5

Iki defa Sobe

Farkli bir konu üzerine sobelendigim zaman hatirladim önceki sobemi. Katharsis tarafindandi. O yüzden yine bu bloglar arasi kurallara uyarak oyuna devam ediyorum.

Ilk sobem hüzünlü kokular üzerine...

1- Ilkokula giderken sokakta duydugum is kokusu. Bu koku nedense sadece o dönemi ve okula giden sokagi hatirlatiyor bana. Is, havadaki nem ve serin asfalt karisimi bir koku. Senelerdir cok nadir rastladigim belki de cok tercih edilmeyecek birsey.

2- Atin ter kokusu. Bu aslinda cok nadir duyulacak bir detay. Zira kapali veya acik manejde önce ati iyice bir yormaniz gerekiyor. Siz de onunla birlikte yoruluyorsunuz, Dörtnala kosuyor, engel atliyorsunuz. Dizginlerin atin boynuna dokundugu yer beyaz beyaz köpük yapiyor. O zaman onu daha fazla yormadan, üsütmemesine cok dikkat ederek terini alip temizlemek üzere boxuna geri götürüyorsunuz. Atin bu kokusu tipki diger hayvanlarin, bitkilerin oldugu üzerine kendine has bir koku. Tek...

3-Annemin parfümü. Yasemin, zambak kokularini iceren hafif bir cicek kokusu. Sisesinde belki bu kadar güzel degil. O kokuyla büyüdügüm icin, halen yillardir satilan bu güzel parfümü kendi üzerimde kullanamiyorum. Aynisi olmuyor cünkü. Yine de kokusunu kilometrelerden ayirt edebildigim yegane parfümlerden.
----------------------------------------------------------------------------------------


Ikinci sobem Sevgili Punto Amca'dan: "Sevdigimiz Uc Sey"...

Sevdigim seyler sevmediklerimden daha fazla mutluluk verse de "elestirmekle mesgul zihnim " sevmediklerime daha cok odaklaniyor sanki. Halbuki biraz da olumlularda kalsa aklim ve kalbim belki daha hafif olacak hersey....

Sevdiklerim arasinda en özlediklerimden baslasam ailem ve farkli yerlerdeki dostlarim elbette en basta gelecek. O yüzden sadece beni mutlu eden birkac detaya örnek veriyorum:

1-Uzun süre görmedigim bir dostumla karsilastigimda tanidik ve sevilen birini görmenin verdigi ilk heyecan, karnimda bir anlik havai fisek yakilmis hissi ve onun bana bakarken gözlerinde gördügüm tatli mutluluk. Bu gözde mutluluk görmek benim dayanamadigim birsey olsa gerek.. Cocuk, yasli herkeste...

2-Denize baliklama atlarken su ile havanin kesistigi yerdeki temas, meydana cikan minik baloncuklar ve suyun icine tamamen girince sessizligin hissedildigi ilk an. Deniz insan degil, ama ona karakter verip bir kisilik kazandirdim bile galiba. Yoksa onunla konusmazdim bu kadar cok..

3-Resim yaparken transa girmis gibi gecen saatleri hissetmemem. Cizimle ugrasirken de aklim nerededir, neler düsünmüsümdür farkina bile varmamam. Sanki el ve zihin farkli kisilere aitmis gibi gelir. El kendi kendine cizip, icine sindigi bir vakit zihni uyandirir: "Simdi bir de sen bak" der. O zaman gercek ben olduguna inandigim ben sanki ilk defa görüyormus gibi elin yaptigina bakar. Bunu bilincaltinda kendisinin yaptigini unutmus gibidir. Ama mutludur. Iste o transtan cikip bir resmin bittigi -an- benim bu kisa hayatin en sevdigim yanlarindan biridir.

Biraz ucuk kacik oldu gibi. Hemen maddesel seylerle ugrasip durumu esitliyorum...
Iyi haftalar herkese!


-------------------------------------------
Fotograftaki atin adi Utku, Safkan Ingiliz. Su an emekliye ayrilmis olmali...

Sadece 30 tane


Aslinda adini herkes gibi duymustum. Ama hepsini birden hic okudugumu hatirlamiyorum. En cok "hatirlatilanlar" yazilanlardan belli. Peki ya digerleri? Cok sevimli olanlari da var örnegin 12. Ya da yine en önemlilerinden mesela 25 ya da 26 icin neden kiyamet koparmiyor hickimse? Uluslararasi Mahkemelere (!) basvurmuyor? 22 icin?Okuma yazma bilmeyenlerin sayisini yine hatirlatirim... Bilmeyen kafa ne üretir, neyi savunur hayal bile edemiyorum.


v


Tabii bir de numara 6 var. Vize deneyimi yasamis olanlar icin farkli bir bakis acisi olsa gerek. Bir de 2 numara var. O da sanki baska seyleri cagristiriyor bu minik dünyada...

Rekor

Gecen hafta sürekli birkac dans dersini aldigim hocam yoktu sinifta. Onun yerine 19 Mayis genci gibi, belki biraz daha hareketli ama yine cekingen bir kizcagiz gelmisti. Önceki derslerde neler yaptigimizi sordu. Ben de dönüslerle (Pirouette -Piruet- okunur) basim belada olsa da onu da mini koreografide calistigimizi anlattim. O da bizimkinin ise bir haftaligina baska bir sehre gidecegini, bize cok selam söyledigini, dilersek ertesi gün onu televizyonda naklen izleyebilecegimizi iletti.
Iste pirouette böyle birsey, deneyebilirsiniz. Pek bir ise yaramaz,
ama becerirseniz beden koordinasyonunuz hic de fena degil demektir..

Herneyse, hocanin gelmeme nedeni bir deneme imis. Dünya rekoru kirmaya gitmis. Kirmis da. Guiness de simdi. RTL adli televizyon kanalindan canli aktarmislar. Ben evde hala TV ayarlarini yapmadigim icin bakamadim bile. Nasilsa o hareketler olmasa bile benzerlerini her hafta gözümüzün önünde yapip canimizi cikariyor. Hatirliyorum da ilk zamanlar onun sinifina girdigimde 3 gün heryerim tutuluyordu. Ilerleme kaydettim sayilir, simdi bir gün tutugum... Konuya dönersek, bu rekor denemelerini bazen tuhaf bulsam da bunu belli bir bedensel disiplini meslek secenlerin sinirlari zorlamalarina benzetiyorum. Spor müsabakalari gibi, sadece rakipleriniz pek yok, puan veren de, ne de olsa teksiniz...

-----------------------------------------------------------------------------------------------
Dans ayakkabilarimin yine önü acilmis. Acaba ben yapistirabilir miyim bu sefer? Ya da hic evde ayakkabi tamir etmeye kalkan da var midir acaba? Aslinda evin tam karsisindaki yasli ayakkabi tamircisinin en iyi müsterilerinden biri benim.
Topuk yiyici...

Ελλάς

Bir iki resim eklemek icin bloga giris yaptim. Ama araya haberler girince dayanamadim. Yunanistan'daki yangin haberlerini görüp bu yaz Türkiye'de olanlari hatirladim. Yangina bakip da söndürememenin acisini yine düsündüm. Gece bile devam eden kizil ates geldi gözümün önüne. Rahatsiz edici caresizlik duygusunu kendi kendime telafi etmek icin Atina' ya birseyler yazdim, az önce cevap geldi bile :). Ve buraya da 2ay kadar önce gittigimiz Kos adasindan resimler koydum. (Punto'da cok daha güzel detaylilari var) Bizimki bes saatlik belki de ömrümüzün en kisa yeni ülke gezisi. Italya ile Türkiye arasinda, ama daha cok Türkiye gibi bir ada bu. Ilk göze carpan fark daha temiz olmasi idi belki. Insani benzer, kedisi benzer. Baska bir kitada degildim ki zaten. Her iki ülkenin ortasindaydim. Renginin biraz acik olmasi farki disinda ictigim Osmanli'dan kalan kahve bile benzerdi. Bir dilini anlamadigima üzüldüm. Bu kadar yakinken bu ülkeye neden iki kelime de buradan ögrenmemisim sanki. Italya'da sosyal üzerine lise okuyorsaniz mutlaka Yunanca'yi da Latince ile size ögretirler. Maksat elbette bilimsel terimlere daha asina olmaniz. Yoksa konusan bile yok okul sonrasi. Benimki fen olunca sadece Latince'de kaldim(her anlamda).
Bu yukaridaki resimde Dünya üzerindeki en bilinen (yaygin demiyorum cünkü 1.yaygin Hristiyanlik , 2.Islam, 3. Hindu diye gidiyor ne de olsa, kimilerine göre de Hindular degil "Secular/Nonreligious/Agnostic/Atheist/Anthiteistic" ler bu ücüncü sirada. Yahudiler ise 12. sirada galiba) dinlere ait binalar mevcut. Bu kadar cesit beraberinde kültürde de zenginlik getiriyor elbet, gereksiz savaslar bir yana sadece iyi yönden görmek istersek bazi detaylari.
-------------------------------------
Ελλάς: Hellas= Yunanistan
Türkiye:Türkiye

Yeni Hayat


Ne cok seyle dolu bu kafam, neden hep ayni seyler ama? Bir önceki günden kalan kafayla bir sonraki günü yasiyorum. O da zaten bir önceki günden kalan kafa. Bu yaklasik 33 yildir böyle. Ayni kisi oldugumu varsayarsak hep. Demek ki hep ayni seylere kederlenip, ayni seylerin beni mutlu etmesine izin veriyorum.
Bugün sanki hic dün olmamis gibi yasamaya calisacagim. Yeni bir ben, mümkün mü?
14 saatim var hala!


------------------------------
ps: Atislar 8ay öncesinin. Kollarim morarana kadar denemistim. Tabii bunu gizlemek zor oldu.

Akkaraca'ya Kalpten bir Tesekkür!

Akut(ivegen) olmasini arzu ettigim halde kronik(süregen) oldugundan süphelendigim tembelligim icin özür diliyorum. Yazi masamin olmamasi ne inandirici ne de gecerli bir bahane olmasa gerek. Adi üstünde ya -diz üstü bilgisayar-, masadan ekonomi saglamak icin.

Yeni evimizin ilk postasi her zaman oldugu üzere fatura ve banka mevzuati degil cok cok hos bir sürpriz oldu.

Türkiye tatili sonrasi bloglar arasinda (Hedikli Ev) izini buldugum bir yazardan, Nihat Akkaraca'dan geldi bu sürpriz: "Datca'da Zaman" adli kitap!Hem de ilk sayfasi adima imzalanmis bir sekilde!

Aslen ait oldugu yer Datca'ya dair, ani, masal ve öyküleri iceren kitabinin bir kopyasini benim adresime gönderme inceligini göstermesi beni inanilmaz mutlu etti. Bir daha ne zaman Türkiye'ye giderim, kime aldirabilirim derken, tasinma telasi sirasinda henüz döndügüm Datca'dan tatli bir takip gibi geldi. Kiyafetlerdeki deniz tuzu yikanmamis, ayakkabilardan kumlar temizlenmemisken Datca kokan, Datca postanesi damgali bir zarf buldum yeni evde. Hem de yaklasik 2298 km uzaktan! Ölcün bakin

Sevgili Nihat Akkaraca! Size buradan kocaman bir tesekkür. Beni ne kadar mutlu ettiginizi tahmin bile edemezsiniz. Kitabinizi postadan cikarir cikarmaz okumaya basladim. Kolilerimin üstüne oturup tek tek gözümün önünde canlandirdim her bir hikayeyi.

Bir de düsündüm tabii teknolojinin ve göreceli eglencesinin olmadigi, doga ile daha bir icice yasanan ortamda insanlarin hikayeleri hep böyle sade ve masum mu olurdu diye... Işi kariştiran yine biz miyiz o zaman da hayat bazen takip edemeyecegimiz kadar hizli, bir o kadar da problemli? Bir ev, bir is, bir ask ve bir as neyimize yetmiyor....

Düsündüm, düsünüyorum. Daha basit olmali hersey diyorum.
----------------------------------------------------------------------
ps: Resim Datca Mesudiye koyunda bana esimden bir hediye...

En kisa zamanda...

Hangi ülkede yasamak istiyoruz derken tasina tasina iki durak öteye tasindik. Aslinda hala tasiniyoruz demek daha dogru. Iki kisi (koca aile!) yerlesemedik.
Harika badana ve kalitesiz laminat maceralari yasadik. Belki zaten az olan esyalarimizi en iyi sekilde yerlestiredik ama ilkokulda ögretilen geometri oyunlari sayesinde ölcüsü uymayan mutfak mobilyalarini, yenilerini almadan beyaz esyalarimiza uydurduk. Siz siz olun ustalarin, ne kadar usta olurlarlarsa olsunlar, olmaz dedikleri seye bir de kendi gözünüzle bakin. Bazen yöntem o kadar basittir ki gözünüzün önünde kaybolur. Su an herseyin bu evde kayboldugu gibi.
Ne email kontrol edebiliyor ne yazi yazabiliyorum. Internet bile su an kablosuz(!). Koca küvet iki kati hacminde camasirla dolu (ciddiyim). Mutfakta birseyler kirmadan yürüyebilmek icinse kedi patisi hassassiyeti gerek. Tek yerinde olansa kütüphane ve posta kutusu. Yemeyip icmeden kitap okuyup mektup aliyoruz sanki!
Bugün ayin kaci onu bile bilmiyorum. Spor yapmanin faydalarini hammallik yaparken epey görsem de kosusturma bas, kas agrilari olarak yine devam ediyor. Birseyi bulmak icinse önceden birbirimize siparis veriyoruz, artik sansli kim ilk bulursa! Ama herseye ragmen ev öyle güzel ki. Evdeyim diyebilmek de. Daha ilk haftadan hicbiryeri bu kadar cok benimsedigimi hatirlamiyorum. Mutluluk cikiyor duvarlardan sanki. Havasi bile baska mi bu evin ne? Bir de yemek pisse tam ev olacak. Nitekim bir haftadir asagidaki Portekiz Cafe sinde besleniyoruz. (Portekizce'yi söktüm sayilir)

Her kösesine doymak istiyorum bu evin. Istiyorum da yolda yine baska ülkeler gözüküyor... Yine Ispanya ve Allahim yine Fransa! Daha bu eve yerlesemeden, tadini alamadan gitmeyi hic mi hic istemiyorum! Bir de bu Türkce Blogumu birakmayi :)
-----------------------------------------------
Resim: Cermenlerin vitrin yapmak konusundaki zevksizliklerinin yaninda tuhafliklarindan biri daha. Kuafördeki kameranin icerideki canli görüntüyü vitrindeki ekran kafali manken üzerinden disariya aktarimi(?).... Peki ama neden?